30 Kasım 2011 Çarşamba

ARALIK.......


Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.

İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.  
                                                                                                                
        Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu,yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü.

       Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.
       Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı. Ne yarın ne de dün!
                    
                                               Can Dündar                 

                                        

Yılın en güzel ayı bence   Aralık...            
Sıkıntıların, kötü sonların bittiği.. Yeni başlangıçların yapıldığı, yeni projelerin üretildiği, yeni rotaların çizildiği, yeni yıldan beklentilerin üretildiği en güzel ay....
       Belki her istediğimiz yolunda gitmiyor ama umut etmek yolu yarılamak demektir...
    

 İnsanlara inanmak, yarım kalan işleri bitirmek, yeni projeler hedeflemek, bu yıl kendim için ne yapmalıyım sorusunu düşünmek için en uygun ay Aralık.... Başlamak bitirmenin yarısıdır derler... Bir şeyleri hedeflersek, niyete koyarsak   başarmanın verdiği haz herşeye değer.... 
  
        Evet, arkadaşlar kafamızda bir liste yapıyoruz, bu son ayda yarım kalan işlerimizi tamamlayabiliyormuyuz?
       Yada yeni yıl için yapılacaklar listesine mi atıyoruz... yeni yıldan neler bekliyoruz.. hedeflerimize ulaşabilmek için hangi adımları atmamız lazım....
      Ben elimde bayadır bekleyen yeni yıl örtümü bitirdimmm.. Nihayet :).... yeni yılda yapacaklarım listesinide düşünmeye başladım... Kişisel gelişimim, el becerilerim, dostluklarım, ailem adına neler yapabilirim.. Bir adım daha ileri nasıl gidebilirim... Unutmayalım yarışımız kendimizle başkaları ile değil...


 

25 Kasım 2011 Cuma

KIŞ BAHÇESİ.....

           Bazen annenin geçmişine bir kapı araladığında kendi geleceğini bulursun…


      Bu kitabı elime aldığımda böyle bir hikaye ile karşılaşacağımı ummuyordum...

     Hüzünlü bir aile geçmişi, anne ve kızları arasındaki buz dağları, İki zıt karekter kardeşlerin babalarının ölümünden sonra yaşadıkları ve annelerinin bitmek bilmeyen masallarının içinden çıkan gerçek hayat hikayesi.....
  

    Değil, benim değil; başkasının yarası bu.
    Ben buna asla katlanamazdım. Bu yüzden bu olanı alın saklayın,
     onu toprağa gömün.
    Lambaları alıp götürün.....
                 Gece.

                                Anna Ahmatova
   

22 Kasım 2011 Salı

DOSTUMA!.......

        "Ben; Benden olgun insan isterim karşımda! Benden dürüst, En ufak dalgada, ...Arkasını dönmeyecek kadar olgun... ...Arkamı döndüğümde, Sırtımdan vurmayacak kadar güvenilir… Bir o kadar cesaretli olmalı. Yağmurdan ıslanıp,fırtınadan kaçmamalı. Ayağı taşa takılınca kayadan korkmamalı. İşine gelince sevip, Zoru görünce bırakmamalı!..."   CAN YÜCEL

Ne güzel söylemiş değil mi Can Yücel....  

          Siz ne dersiniz bilmiyorum ama belki yaş ilerleyince belki de yaşanmışlıklar bezdirince insan çok fazla seçici oluyor hayatta....Herkese gülümsemek, selam vermek, hatır sormak devam ederken; severek, isteyerek aradıklarının sayısı azalmaya başlıyor.... Ya da daha çok seçici olmaya başlıyoruz.. Hayatımıza kattığı artıları, eksileri düşünüyoruz bu insanların ve sadece merhabamızı bırakıyoruz onlara....


          Oysa zamanında birlikte bir çok şey yaşanmış, ortak anılar fazlasıyla birikmiş.... Ama birden hayatımızdan çıkıyorlar ya da biz çıkartıyoruz...Artık  sırtımızdan vurulmamayı öğreniyoruz vurula vurula...

         Öğrenmek için belki bedeli ağır ödüyoruz ama bu da bizim yazgımız sanırım... İnsanları kendimiz gibi sanmak, en zor anlarında yanlarında olmak,hep fedakar olmak.....


       Bazıları bizi hiç sorgulamadan yargılıyor, bazılarıysa sırf konuşmuş olmak için sadece kendi çıkarları için konuşuyor....Arkadan konuşmak bildikleri en iyi şey... yüzüne gülmek, sen gidince seni eleştirmek...

       Çok şey mi istemiş oluruz dostumuzdan yanlışımızı yüzümüze söylese, en zor anımızda yanımızda  olsa, beni sebep yokken de arasa, benimle yarış içinde olmasa, beni olduğum gibi kabul etse, gerektiğinde eleştirse, bana dostum olduğunu hissettirse.....

      Gülerken herkes eşlik eder ya ağlarken, başarılara herkes ortak olur ya yenilgilere öyle bir dost edinin ki kötü gün kapıyı çalınca kapıya sizinle beraber baksın.



Yürekdir konuşan her zaman, dilin söylediğine bakmayın,
Sevgidir her
zaman ayakta tutan,ayaklarınıza bakmayın,
Ruhunuzdur işiten
güzel sözleri, kulaktır sanmayın,
Özlemdir taşıyan sizi, araçtır sanmayın,
Aşktır sizi
hayata baglayan, para pulda aramayın.
DOST'dur sizi
bittiğiniz anda sarıp sarmalayan, SEVGİLİ sanmayın...
 

17 Kasım 2011 Perşembe

CANINIZ MI SIKILIYOR?


          Yapabilirmiyim acaba! Ufff çok da güzel duruyor ama karışık galiba... Yok ya çarpı çarpı işte sorarım birilerine öğrenirim....Çok basit duruyor, ayıp değil mi bunumu yapamadın diyecekler....
Neyse ya sormıyayım, zaten kim varki etrafımda
yapan..... Nerden başlasam; dur önce internetten
araştırayım, nasıl yapılırmış...

   
        Aaaa çok kolaymış iyi ki sormadım kimseye, rezillik yaaa... Bunumu yapamadın diyecekler...Zamanında Kız meslek lisesi kursunda Antep işi öğrenmiştim ama oda  üç parça sehpa takımı yaptım onuda hoca aldı kermeste sattı izi bile yok, unutalı yıllar oldu yani...


        Neyse başlamak demek bitirmenin yarısıdır dedim ve bir gün aldım kumaşı, ipi ve kitabı başladım.... O gün bugündür çok parça yaptım, beni çok zorlamadığından mı? akşamları terapi gibi dinlendirdiğinden mi ? bir şeyler yapmanın verdiği hazdan mı bilinmez kış gelince başlıyorum kanaviçeye...
       Herkeze de tavsiye ederim. Bu masa  örtüsü ablama....Henüz sadece bir kenarı bitti.... Belki yılbaşı hediyesi olur, belki de anneler günü :)....     












15 Kasım 2011 Salı

BAYILMIŞIM...

    

     Bayılmışım..... kendime geldiğimde 40 yaşındaydım... Kitabın adı hemen çekti beni, belki kırklı yaşlarda olduğumdanmı yada arka sayfasındaki kısa cümleler mi beni çekti bilmiyorum... İlk okumaya başladığımda uslüp olarak şaşırdım ama tiyatrodaki gibi ikinci perdeden sonra  yani kitabın yarısından sonra roman tadını almaya başladım...

    Şebnem Aybar güzel tesbitlerde bulunmuşş, gerçi biraz daha az argo kullansa daha iyi olurmuş ama oda onun takdiri... Okurken bazen güldüm, bazen de sorguladım...En önemlisi bazı konularda yanlız olmadığımı hissettim.

     Kitabın ismindeki gibi bazen öyle kaptırıyoruz ki hayata kendimizi bir bakıyoruz  kırklı yaşlardayız.. Yazarın da dediği gibi;

       -İnsan 40'ndan sonra kırkayak oluyor, neresinden kesilirse kesilsin yürümeye devam ediyor....

 
    Aslında biz kadınlar ne karmaşık, ne güçlü, ne duygusal, ne dayanıklı, ne becerikliyiz... Kitap  kadınların halini kadın diliyle anlatıyor.. Size uyar, uymaz bilmem ama iç sorgulamalarımız, iç hesaplaşmalarımız hepimizde oluyor... En azından bunu bizim ağzımızdan bize dillendiriyor...Eski bir dostla sohbet tadında, yaşanmışlıkları anlatan bir kitap...

     Bu kitabı okumak için 40 yaşında olmanız gerekmez, hatta kırk yaş altı okusun çok daha bilinçli gelsin kırklı yaşlara....

    "Elime daha küçük bir ayna alıp arkamı da boy aynasına dönüp küçük aynayla popomu kesiyorum. Hiç fena değil.... Arkadan füze, önden müzeyim yani."
        

            

10 Kasım 2011 Perşembe

VARMISINIZ?


           Geçen sene bugünlerdi.... 15 senenin yükü üzerimde, nasıl kurtulacağım bu yükten diye kara kara düşündüğüm günler... Öyle bir değişiklik olmalıydı ki bu yükü bir daha sırtlamayacağım, bir daha geriye bakıp ne yaptım ben demiyeceğim bir çözüm olmalıydı.
           Denenmiş, başarısız olmuş, sil baştan yeniden başla usuller istemiyordum... Öyle bir şey olmalıydı ki benim yaşamımla özdeşleşecek, yeni alışkanlıklar la hayatımı zorlaştırmayacak, bana doğruyu yanlışı öğretecekti....



          Veeeeee.... Bir gün yeniden başlıyoruz arkadaşlar hazırmısınız?  Son kez sizinleyim dedi Mevsimlerden Roma...

         Uzun zamandır takip ettiğim  İtalya'da yaşayan  tıp dokoru  Mehtap Pasin Gualano ikinci kez bir grup insanın yeme alışkanlıklarını düzene sokmak, yeni bir yaşam tarzı öğretmek amacıyla kolları sıvamıştı. 7 Kasım benim miladım...

       Mehtap'la başlayan ve çok şey öğrendiğimiz, kendi disiplinimizi sağlayabildiğimiz, özgüvenimizin tavan yapacağı günlere adım attığımız günler...Evet kilo herşey demek değil ki diyebilirsiniz ama sağlık söz konusuysa her bir gram fazla etin bize katkısı hiç yok. Yemek yemek çook güzel, biz Mehtap sayesinde yediğimiz her lokmanın ne kadar kıymeyli olduğunu, her fazla lokmanında bize ne kadar zarar vereceğini öğrendik...

           Yapmadık mı arada kaçamaklar? Tabii ki yaptık ama sonrasında zaten yedim devam yemeye demedik... Arkasından nasıl toparlanmamız gerektiğini öğrendik... Kalıcı olmayı, sil baştan yapmamayı öğrendik...Su'yun önemini öğrendik... Metobolizmamızı sarsmayı öğrendik...

         Hayat çok güzel arkadaşlar....Yemek yemek de çok güzel ama dünyada bu kadar aç insan varken bizim her yediğimiz fazla lokmanın, her çöpe attığımız fazla yiyeceğin vicdani rahatlığını hissetmek çok daha güzel inanın.... 
       Şimdi diyeceksiniz ki biz nerden başlayabiliriz... Biz senin kadar şanslı değiliz Mehtap yeni bir sınıf oluşturmuyor...Evet ne yazık ki Mehtap bu grubuda başarı ile zayıflattı  ve bitirdi...Ama sitesinde gün gün bize verdiği öğütler ve yeni yemek yeme modeli mevcut.. 7 Kasım 2010 tarihine kadar dönüp sizde başarabilirsiniz.... Sağlıklı olmak adına adım atabilir, yeni bir yemek yeme alışkanlığı kazanabilirsiniz...

 İlk işiniz yarım litrelik bir su bardağı edinin, incecik camı olsun, her yudumu içtiğinizde daha da içmek isteyin ve gün içinde en az iki litre su için....

     Sonra kendinize zaman yaratın ve en az  üç gün 1 saat yürüyün. Bahane çookk. Ev hanımıyım işim çok çıkamıyorum......

    İşteyim zaten çok yoruluyorum, ne zaman yürüyeceğim...Düşünün, iyice düşünün gerçekten yok mu zamanınız...  
                                                   

       




Unutmadan bakın diyet demiyorummm.. Sizde demeyin diyete girdim sözcüğü kalksın hayatınızdan...Güne, özel bir geceye gittiniz; sakın aç gitmeyin hafif yiyin. İnsanların eline koz vermeyin,yine diyete girmiş, amaan zayıflamak çok zor, Allah aşkına tadına bak çokk güzel..... Evett çok güzel ama bu bedene yazık değil mi? biz çöplük müyüz herşeyi yiyelim...Siz kıymetlisiniz, özelsiniz ve bedeninize girecek her lokma da özel ve sağlıklı olmalı...  
 
         Daha güzel, daha sağlıklı günlere......  
 
mevsimlerdenroma.blogspot.com

3 Kasım 2011 Perşembe

BİR GÜN!....

        99 depreminden sonra yıllar geçti, çok zor günlerdi çokkk...  Herkes üzüldü ama en çok bunu yaşayanlar sıkıntı çekti ve üzüldüler...  Şu an onların nasıl şartlarda, ne sıkıntılar çektiğini en iyi daha önce depremi yaşamış kişiler anlar.

      Peki ne değişti yıllar içinde, şu an deprem olsa ne yapabiliriz? Nasıl organize olmalıyız?  İlk anlarda neler yapmalıyız? Öncelikler kimlerin olmalı? o kadar çok soru var ki....

   Van depremi ülke olarak hala hiç ders almadığımızı ve hiç bilinçlenmediğimizi, organize olmayı öğrenmediğimizi gösteriyor. Televizyon karşısında oturup olanlara ağlamakla hiç bir şey kazanamayız ve kimseye yardımcı olamayız. Sosyal sorumluluk projelerinde daha çok yer almalı, zor anlarda  en kısa zamanda nasıl organize olacağımızı öğrenmemiz lazım....

       Akut! kendi çabası ile halkı bilinçlendirmeye çalışan ve en zor anlarında halkın yanında olan bir gönüllü kuruluş.. Deprem anında neler yapmamız konusunda bizleri bilinçlendirmeye çalıyorlar bence en önemli ilk adımda bu olmalı...

İşte AKUT'tan hem bizleri hem de çocuklarımızı depreme hazırlayacak  deprem öncesi eğitim


1. Kendinizi korumak için odanın iç köşesine yani camdan uzak köşeye büzülerek, yan yatmamız ya da çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi bir beyaz eşyanın yanına büzülerek yatmamız gerekmektedir. Buzdolabı da devrilebilir, o yüzden ona yaklaşmamak daha doğru olacaktır. Önceden kitap doldurup sardığınız bir sandık da koruyucu olabilir. Onun yanına sığınabilirsiniz.


2. Pencereden ve devrilecek ağır eşyalardan uzak durmalısınız. Pencere camları kırılabilir ve devrilen şeyler size çarpabilir.

3. Şöminelerden, ocaklardan ve sobalardan uzaklaşmalısınız.

4. Deprem anında okuldaysanız, sıraların yanına büzülerek yan yatmalı ve çocuklarımızı bu konuda bilinçlendirmeliyiz.

5. Deprem anında yataktaysanız, hemen yatağınızın yanına büzülerek yan yatmalı ve başınızı korumalısınız.

6. Deprem anında dışarıdaysanız, yapılardan olabildiğince uzak durmalı, diz çökerek başınızı korumalısınız.

7. Deprem anında dışarıdaysanız, direklerden, ağaçlardan ve binalardan uzak durmalısınız çünkü yıkılabilirler.

8. Deniz kıyısındaysanız hemen uzaklaşmalısınız çünkü bazı depremler dalga yaratabilir.

9. Açık alanda bulunmanız her zaman daha iyidir. Ancak yamaçlardan, taş ve kaya düşebilecek alanlardan uzaklaşmalısınız.


2 Kasım 2011 Çarşamba

ESKŞHR

                                   
     Gezmek ve yemek…. Hayatta en güzel şeylerden biri sanırım….  Görmediğin yerleri keşfetmek,  değişik tadları tanımak…..
      29 Ekim’de gidilebilecek en uygun yerlerden biri olarak Eskişehir’i seçtik…Cumhuriyet şehri Eskişehir! Büyükerşen’la devleşen küçük turizm şehri….

Uzun zamandır gitmeyi planlamıştık ama  bugüne kısmetmiş…Cuma sabahı yola çıktık,  İsmail’in Yeri’nde  bir kahvaltı molasından sonra öğlen gibi vardık. Önce otelimize giriş yaptık… Oteldeki tatlı, genç bayan şehrin gezilecek yerlerini anlatan bir harita üzerinde Eskişehir’i tanıttı.

     Eskişehir yerli turist cenneti, gruplar halinde her ilden gelen insanlar, okumaya gelmiş  üniversiteli öğrenciler ile cıvıl cıvıl olmuş bir şehir.
Odunpazarı.. 19. yüzyılın mimarisi ile donanmış, ahşap süslemeli, cumbalı, rengarenk evlerin olduğu sokaklar…








Çiğbörek… Eskişehir’le özdeşleşmiş adeta… Yemeden olmaz… Diyetlere mola zamanı…Ucundan akan yağa rağmen  L








Bir de çiğböreği Kırım tatarları Kültür Derneği’nin Çiğbörek evinde yiyorsanız, siparişten önce tarihi evi gezme fırsatınızda oluyor.


                                                        
                                              


         Lületaşı…. Eskişehir deyince akla ilk gelenlerden….Pipolar, heykeller, kolyeler, yüzükler her şey var. El emeği, ustalık işi.....Buzdolabı magnetleri de süper... Tabii hemen alındı bir tane... Her gittiğimiz şehirden aldığımız gibi :)





      

     Eskişehir cama şekil verme konusunda tam bir usta yetiştirme merkezi...

Üniversite de cam ustalığı bölümü var. Bizde gezerken tesadüfen bir atölyeye denk geldik. Tam bir görsel şölendi gencin cama şekil vermesi.

Yılmaz Büyükerşan Eskişehir’i baştan yaratmış… Bilim sanat ve kültür parkını gezince bunu daha iyi anlıyorsunuz. Çok büyük bir alana yeşilliklerle dolu bir görsel şölen.
 Parka gidince önce küçük bir trenle gezintiye çıkıyorsunuz…

       Daha sonra Amerika’yı keşfeden Korsan gemisi Santa Maria geziyorsunuz, burası çocuklar için çok çokk eğlenceli….
       Türkiyedeki önemli kulelerin benzerleri ile yapılan masal şatosu.....
 Veeee.....
     Kentpark! denizi olmayan bir şehirde 350 mt uzunluğunda yapay plaj ve iki açık yüzme havuzu.. Parkta yok yok...bir yarı olimpik kapalı yüzme havuzu, oyun grupları, inşaatı süren kent evi, restoranlar, gölet, at binme alanları, büfeler.....




       Eskişehir denince akla birde Porsuk çayı geliyor,  Esbot'larla ve gondollarla  gezmek mümkün...Şehre gelen tüm turistler bu turlara katılıyor ve  Eskişehir'in bitmek bilmeyen bir güzelliğini daha görüyor..


          Eveet; Eskişehir anlatmakla bitmez bizim kaçırdığımız yada benim anlatmayı unuttuğum yerler olabilir ama gezilmeye, görülmeye değer bir şehrimiz.. Dilerim tüm şehirlerimiz ve tüm belediye başkanlarımız örnek alır...