4 Nisan 2014 Cuma




       


              KAÇARKEN!

                 Kaçarken yakalandım mı desem acaba...Odaya giriyorum bir de muhabbetin

tam ortasına son bir kaç yıldır hissettiğim benden  on, on beş yaş küçüklerin beni bunaltan

kişilik sancılarının tam ortasına...

 
              Bilmiyorum o dönemlerde yani 30 lu yaşlarda bizdemi öyleydik diyeceğim ama

 bir an düşünüyorum hayır biz böyle değildik biz her zaman büyük, küçük saygılıydık.

 Her zaman insana değer verdik bulunduğu konum hiç bir zaman önemli değildi

 gözümüzde kimi zaman apartmanımızın merdivenlerini silmeye gelen teyze masamızın

 baş köşesinde  çayını içti kimi zaman aynı sandalyede maddi olanakları çok daha iyi

 bir insan oturdu...


Hiç demedik bu insan çok zengin buna çok

 hürmet etmeliyiz yada bu insan çok fakir,

 elbiseleri kirli evimize almamalıyız..

 Hiç demedik benim kariyerim çok iyi beni

 asla ezemezler, asla ezdirmem..

 Hiç demedik ben özgür bir insanım her

istediğimi yaparım, sadece istediğim

insanlarla muhabbet  kurarım...

            Tümü insandı bizim için, herkes eşit sevgiyi ve saygıyı hak ediyordu...

  Büyüklerimiz bize böyle öğretti de....Sonraki gelen nesile ne oldu?


           Bu geçiş sürecindeki kısıtlamalar ve özgürlükler

 onları nasıl  bu kadar farklı yaptı bazen anlamakta

 güçlük çekiyorum...

 Bazen bizim gönül rahatlığıyla dostlarımız için yaptığımız

 fedakarlıkları ben böyle kendimi asla ezdirmem diyecek

kadar çok özgüven sahibi olduğunu sanan bu nesil

 sadece etrafındaki çook samimi olduğunu iddia ettiği

 iki, üç arkadaşıyla dolaşırken gün geldi hepsi birbiri

ile küs,  kankalık bitmiş düşmanlık çanları ile dolanır oldular...



 Oysa bizim için ne kadar önemliydi o

 dönemlerde ve şimdi dostluk, komşuluk,

 arkadaşlık...

Biz tanıdığımız veya tanımadığımız  her insana

karşı sorumlu hissettik kendimizi, hep onlarında

 o an ne hissedebileceklerini düşündük ve ona


 göre davrandık...İnsanları üzmek, kırmak, hor görmek bize yapışmayan etiketlerdi..



            İşte bu yüzden o oda beni boğdu! Seni dinlemiyorsa ver cezasını, asla ben kendimi

ezdirmem, o kimki seninle konuşuyor...Bu sözler yankılanırken duvarlara kaçtım... Bazen

 kaçmak kurtuluştur hele ki sadece en doğruyu ben bilirim at gözlüğü ile bakanları

 değiştiremiyorsan hemen kaç o ortamdan....  Ben de böyle yaptım arkama bile

 bakmadan, yorumsuz bırakarak ortamı  kaçtım... Nereye mi....

11 Şubat 2014 Salı




        UYAN

             




Su akar yolunu bulur demiş birileri....


 Belki de hep bu su yatağının yolunu değiştirmeye çabalamakla geçiyor ömrümüz.


 Oysa rahat bıraksak hayatı dedikleri gibi su akacak yolunu bulacak...

  Hırslar, istekler, hedefler zamanı durdurmamıza

yetmiyor daha çok  hızlı akmasını sağlıyor, sanki

hedeflere ulaşınca en mutlu biz olacağız sanıyoruz ama bir de bakmışız yeni bir amaç uğrunda yeni

çırpınışlar... Kısır döngü hep aynı çark.



       Arayışlarımız, yol arkadaşlarımız, yaşımız ilerledikçe tükeniyor sanki.


 Daha seçici, daha güvenli hissetmek istiyoruz kendimizi.


 Kalabalık değil gerçek bir, iki dost olsun yetiyor hayatımıza...


     

Bazen diyorum ki sahip olduklarımızın tadını çıkarmayı

dahamı iyi öğrensek belki o zaman sahip

olmadıklarımız için hayıflanmaya

ayıracak zaman bırakmayız.



 Hayat çok kısa değil mi aslında  bir varız bir yokuz!

 Sevemediğimiz insanlar, yakalamayı başaramadığımız fırsatlar,

amaçsızca sürüklenip gitmesine izin verdiğimiz mutluluk anları...

Hep sonucunu daha önceden bildiğimiz ama kazananı seçemediğimiz bir yarış mı bu hayat...

   


  Belki de hayata bakışımızı değiştirmek lazım....
 

 Bir annenin gözündeki şefkatle,

 Bir çocuğun gözündeki masumiyetle,  

 Bir hastanın gözündeki umutla,

 Bir savaşçının gözündeki cesaretle  ve


 Bir arkadaşın gönlündeki güzel yüreği ile  bakmalıyız hayata...

Bir dostum hep der ki; ölünce zaten hep uykuda olacağız hayat kısa uykuda geçiremem ömrümü.

Sanırım artık uyanma zamanı!


           


6 Şubat 2014 Perşembe






















KAPILAR...

Merhaba mekemmel pürtelaş, sevgi arsızı, yandaş medyası. Sözüm sana...

Sen beni anlarsın, anlaman lazım az çok tanırsın...


Nedir bu koşturmaca! Dursana ... yürüyen merdiven bu, orda da koşulmaz ki, nihayetinde bir elektiriğe 

bakar ömrün kesildi mi puff! Kaldın ortada :)


Bir oraya bir buraya saldırı hali bu savaş öncesi erzak depolama sanki...

 



Nedir bu kapı görünce bodoslama dalma isteğin?

Bütün vücudunla al gülüm ver gülüm ittirişlerin..



Yahu ne oluyor? Kapılar, kapılar, kapılar... Her yerde 

notlar! Bu kapı açılmalı, açılmadı...





Zorlamalı! Ya gelirde O açarsa BU kapıyı... Eyvah 

kapım kapıldı eyvah  şansım azaldı.


 Neyse sırada yeni kapı var. BU kapı beni sevsin... Sevmeli bir


 aldım üç verdim, sevmeli bir aldım 5 verdim SEVMELİİİ...


Acaba kapıları depolasa çözer mi sorununu? Kim bilir belki!Ya da 


kapıları yan yana, üst üste dizip asıl olan hanın  kapısını açmayı denemeli? 


Ama kapılar birbirine kenetli değilse puff diye çökmez mi?

8 Kasım 2013 Cuma


       
            DOSTTAN




   Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama.


   Yarım saat erkene kurulsun saatin.


  Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin...


Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin.




Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin.


Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.


Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart.


Çek kızarmış ekmek kokusunu içine.


Bak güzelim kahvaltının keyfine...


Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis.


Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin.


Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.






Sonra koş git işine, dünden, önceki günden.

Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,


Ohh şöyle bir hafifle...



Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni

mutlu eden sesi duymak için alo de.












     
    Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık.

 Yağmur  varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...

Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al...




Sonra, şöyle bir düşün. Kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken?..

Kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günler de kimler kapını tıklattı?...

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?...

Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara!...

Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor!...



Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak...

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da  güzel olsun...

Yemeğin ne olursa olsun, masandaki illaki kumaş masa örtü olsun....



Saklama tabakları, bardakları misafire. Sizden ala misafir mi var bu dünyada?...

Ailecek kurulan sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil....

Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi. tadına var akşamının...

Gece evinde, dostların olsun.

Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun...

Arkadaşım, hayat bu. daha ne olsun?

Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

                                                                                CAN YÜCEL




25 Ekim 2013 Cuma




İÇİMİZ AÇILSIN :)

















           


                                                   







































































































31 Mayıs 2013 Cuma

Gönül Süzgecim



     

      Maratonun sonu geldi; sınavların, okulun, erken

kalkmanın son günlerindeyiz...Çocuklar nihayet huzura

erecek, doya doya tatil moduna girecekler... Günde iki sınavın

olduğu at yarışları bitiyor, yorgun, bitkin ama neşe dolular.


   Bahçe çocuk sesleriyle dolup taşıyor, ayakları nasıl ağrımıyor

saatlerce bisiklet sürmekten anlamıyorum.

 Tabii benim gibi kırkından sonra bisiklet sürmeyi öğrenirsen, karşıdan

bakınca off bu ne zor iş, yorulmuyorlar mı dersin tabii :)
       Rüzgarın bol olduğu bir mekandayım, hafif

rüzgar  ruhumu ferahlatıyor. Karşı pencereden bakıyorum

hayata, sadece takip ediyorum bakışları, duruşları, gönülleri ve doygunlukları.

  
        Hiç kimseyi eleştirmek, eksilerini artılarını bulmak değil

niyetim. Sadece gönül süzgecimde kalanlarla devam etmek

istiyorum hayata.

       Evet gönül süzgecim; delikleri o kadar çok ve küçük ki

aralarından sızıp düşmek aslında çok imkansız bana göre ama

nasıl düşüyorlar bende anlamıyorum bir bakmışım düşmüş ve

buharlaşmışlar... Sanki hiç yaşamamışlar...Kalanlarla hayat huzur içinde devam ediyor...